Saf uygulaması

SNOW (Android), dünya genelinde 200 milyondan fazla kişinin kullandığı kamera uygulaması.Güzellik ve makyaj odaklı yani kadınlara hitap eden araçlar sunan bir kamera uygulaması. Instagram, Twitter ve diğer sosyal ağlarda fotoğraf paylaşmadan önce düzenleme yapmayı seviyorsanız, klasik filtre ve efektlerden sıkıldıysanız SNOW’u tavsiye ederim. The Leapfrog Group is a nonprofit watchdog organization that serves as a voice for health care consumers and purchasers, using their collective influence to foster positive change in U.S. health care. SAF HOLLAND CONNECT uygulaması, dünyanın her yerinde filoların bulundukları bölge veya güzergahlarında SAF-HOLLAND’ın yetkili bayi ve servis ağına en kolay ve en hızlı şekilde erişimini sağlıyor. Uygulamanın Türkçe, Almanca ve İngilizce dillerinde kullanımı bulunuyor. SAF-HOLLAND’ın android ve IOS akıllı telefonlar için sunduğu SH CONNECT 7/24 Servis uygulaması, hızlı ve kolay şekilde en yakın SAF-HOLLAND yedek parça yetkili bayi ve servisinin bulunmasını sağlıyor. Hem yurtiçi hem de uluslararası taşımacılık hizmeti sunan lojistik filolarının sürücüleri için geliştirilen bu uygulama ile bulunulan konumda 80 km çapındaki SAF ... 1000 ml saf su. Tris Tampon (Tris-HCl /0.5M Tris Base) 7.4 veya 7.6 6.1 g Tris(hidroksimetil) amino metan. 1000 ml Serum fizyolojik ... Uygun Antikorların Seçimi ve Teknik Uygulaması. 104. 1. SAF-HOLLAND Türkiye Filo Müdürü Batuhan Can. Uygulama şu anda, Avrupa başta olmak üzere dünya genelinde yaklaşık 9 bin servis bilgisini kapsıyor. iPhone’lar için sunulan SAF HOLLAND CONNECT uygulaması, App Store’dan ücretsiz olarak indirilebilirken, Android telefonlar için de bir sürümü bulunuyor. Saf Mısın? Kurnaz Mı? Soru 2 out of 5 . aşk meselesinde yalan söylediğini düşünürsen ne dersin. arkasından iş çevirerek öğrenirim bunu bana kanıtlarmısın ,derim çok iyi çok güzel,derim . Saf Mısın? Kurnaz Mı? Soru 3 out of 5 . yalan söylersen kendini nasıl hissedersin. Yüksek kalitede, bandrollü, saf katkısız, denature edilmemiş, acı madde içermeyen, gıda kullanımına uygun Dr. Derman Etil Alkol. 250.00 ₺ 180.00 ₺ Sepete Ekle SAF-HOLLAND’ın android ve IOS akıllı telefonlar için sunduğu SH CONNECT 7/24 Servis uygulaması, hızlı ve kolay şekilde en yakın SAF-HOLLAND yedek parça yetkili bayi ve servisinin bulunmasını sağlıyor. Hem yurtiçi hem de uluslararası taşımacılık hizmeti sunan lojistik filolarının sürücüleri için geliştirilen bu uygulama ile bulunulan konumda 80 km çapındaki SAF ... Saf Zemin Mühendislik, gücünü temel ve zemin mühendisliği işlerinde uzman kadrosu ve sahip olduğu geniş makine parkurundan almaktadır. Başarılı yönetimi ve tecrübeli ekibi ile sayısız faaliyetlerde bulunmuştur. Kısa sürede sektörde söz sahibi olup, yoluna bu çizgide emin adımlarla devam etmektedir.

Sosyalizme Çağrı (Marksizm Hakkında) Gustav Landauer – 7

2020.06.19 01:08 karanotlar Sosyalizme Çağrı (Marksizm Hakkında) Gustav Landauer – 7

Sosyalizme Çağrı (Marksizm Hakkında) Gustav Landauer – 7
https://preview.redd.it/ha91pzbh1r551.jpg?width=850&format=pjpg&auto=webp&s=b600e42b2c7732c4a7eb2d2adf205a46b767cca7

Marksizm

Karl Marx, Marksizm’in iki bileşenini, bilimi ve siyasi partiyi, suni bir biçimde birleştirip görünüşe bakılırsa tümüyle yeni, dünyanın daha önce görmediği bir şeyi, yani bilimsel bir temele ve bilimsel bir programa sahip bilimsel siyaseti ve partiyi yarattı. Bu gerçekten de yeni bir şeydi ve üstelik modern ve vakitlice idi ve ayrıca bilimi, aslında en son bilimi temsil ettiklerini duymaları işçilerin gururunu okşadı. Eğer kitleleri kazanmak istiyorsanız, o zaman gururlarını okşayın. Onları ciddi düşünce ve eylem için güçsüz kılmak ve onların temsilcilerini içi boş bir hayranlığın ilk örneği (arketip) yapmak, kendilerinin bile, en iyi ihtimalle yarım anladıkları bir retoriği söylemek isterseniz, o zaman bilimsel bir partiyi temsil ettiklerine inandırın. Onları büsbütün kötücül aptallıkla doldurmak isterseniz, parti okullarında eğitin. Bunun içindir ki bilimsel parti tüm zamanların en gelişmiş insanlarının talebi idi! Yürürken, düşünürken, yazarken veya resim yaparken içgüdü ve ılımlılık ile hareket eden tüm eski politikacılar ne kadar da amatörlermiş. Bu doğal yeteneğin yanı sıra epey vasıf ve teknik gerektirse dahi hiçbir surette bilim değildi. Ve Plato’dan Machiavelli’ye oradan muhteşem Demagog için El Kitabı’nın yazarına bir bilim çeşidi olarak siyasetin temsilcileri ne kadar da mütevazı kişilermiş. Onlar, basitleştirme ve sentez için büyük bir yetenek ve kesif bir gözle bireysel deneyimleri ve kurumları düzenlediler ve sınıflandırdılar, fakat bunu bilimsel olarak yapma fikri akıllarına hiç gelmedi. Sanatsal yaratıcılık için program temeli sağlamak iddiasında olsaydı estetik nasıl olurdu; Marksizm işbu bilimsel sosyalistler içindir.
Marksizm hükmetmek isteyen profesördür; bu cihetle Karl Marx’ın meşru çocuğudur. Marksizm, babasına benzeyen bir uydurmasyondur ve Marksistler kendi doktrinlerine benzerler.
Fakat gerçekte Marksizm’in bilimsel hezeyanı partinin nesnel (practical) politikalarıyla da iyi uyum sağlayamaz. Bu ikisi sadece Marks ve Engels veya profesörle ipleri elinde tutanı şahsında birleştiren Kautsky gibi adamlar açısından uyuşur. Elbette kişi şayet ne istediğini biliyorsa doğru ve faydalı olanı isteyebilir. Fakat – böyle bir bilginin adına bilim denen şeyden uzak olduğu gerçeği dışında – bir yandan doğal hukukun varsayılan gücüne sahip sözde tarihsel gelişme yasalarına, şeylerin nasıl zorunlu ve kaçınılmaz olarak gelmesi gerektiğinin kesin bilgisine dayanıp böylece hiçbir insanın ne iradesinin ne de eyleminin bu ön belirlenimi zerre kadar değiştiremediğini ileri sürmek; diğer yandan dilemek, talep etmek, etki etmek, eyleme geçmek ve detayları değiştirmek dışında bir şey yapamayacak bir siyasi parti olduğunu iddia etmek handiyse çelişkilidir. Bu iki uyuşmazlık arasındaki köprü insan tarihinde kamuoyuna ifşa edilmiş en çılgın kibirdir. Marksistlerin yaptığı veya talep ettiği her şey (kaldı ki talep ettikleri yaptıklarından çoktur) şu anda tam da Tanrı (Providence) tarafından belirlenmiş gelişimin gerekli bağlantısıdır ve sadece doğal hukukun tezahürüdür. Diğerlerinin, Karl Marx tarafından keşfedilen ve sağlama alınan insafsız tarihsel eğilimleri zapt etmek adına yaptığı her şey nafile bir çabadır. Diğer bir deyişle Marksistler, amaçları bakımından gelişim yasasının icrai organlarıdır. Marksistler, üç aşağı beş yukarı bir kişide birleşen doğa ve toplum hükümetinin yasama ve yürütme dalları gibi bu yasanın keşfedicileri ve de uygulayıcılarıdır. Her halükarda diğerleri de istemeyerek de olsa bu yasaların uygulanmasına yardım ederler. Yoksul arkadaşlar her zaman yanlış şeyi isterler fakat tüm çabaları ve eylemleri ancak Marksizm tarafından belirlenmiş ihtiyaca yardımcı olur. Her kibir, her inatçı çılgınlık, hoşgörüsüzlük ve dar kafalılık ve Marksistlerin bilimsel-politik yürekleri ile sürekli sergilenen tüm küçümseyici huylar, saçma ve tuhaf teori karışımları, bilim ve parti pratiklerinden kaynaklanır. Marksizm hükmetmek isteyen profesördür; bu cihetle Karl Marx’ın meşru çocuğudur. Marksizm, babasına benzeyen bir uydurmasyondur ve Marksistler kendi doktrinlerine benzerler. Tek fark şu ki gerçek Profesör Karl Marx’ın entelektüel zekâsı, eksiksiz bilgisi ve çoğunlukla takdire şayan mantıksal birleştirimi ve birlik hediyesi şimdilerde genellikle broşür yazarlarının ilmi, parti-okul bilgeliği ve alt tabakanın papağan gibi tekrarı ile yer değişmiştir. En azından Karl Marx ekonomik yaşamın gerçeklerini, yararlanılan-kaynaklara ilişkin belgeleri ve – çoğu kez oldukça küstahça da olsa – büyük içgüdüsel dehaların keşiflerini çalışmıştı. Onun halefleri ise genellikle Berlin’deki Eğitim Bakanlığı’nın onayı ile derlenmiş ders kitapları ve özetleri ile yetinmektedir. Ve bizler burada proleteryanın aptal ve hayâsız dalkavukluğuna uymak zorunda olmadığımız için sosyalizm proleteryanın ortadan kalkmasını amaçladığı ve bu sebeple de onu ilgili tüm tarafların yüreğine ve aklına bilhassa faydalı bir kurum olarak görmediği için (büyük ve talihli şahıslar açısından, elbette, tıpkı her zorluk ve engelde olduğu gibi beraberinde pek çok avantajı getirecektir. Bir tür hazır oluş veya açık icra ihtimali ve gerilimi oluşturduğu ölçüde yoksunluğun ve içsel boşluğun bir gün, o büyük anda, birdenbire tüm kitleleri dayanışma ve deha ile hareket etmek üzere zorlayacağına dair her zaman bir umut vardır) burada bir kez daha şu söylenebilir: doğrudur, bir mucize, yani ruhun mucizesi, bir gün proletaryanın başına gelebilir, diğer tüm insanların başına gelebildiği gibi. Fakat Marksizm bu tür bir Pentekostal mucize değildi ve lisana bir hediye getirmedi. Daha çok Babilli bir kafa karışıklığı ve yüksekten atış idi. Proleter Profesör, proleter avukat ve parti lideri, bilim olma iddiasındaki sosyalizm türü olan ve adına Marksizm denilen o karikatürlerin karikatürüdür.
Bu Marksizm bu bilimi ne öğretir? Ne iddia eder? Geleceği bildiğini iddia eder. Sonsuz gelişim yasası ve insanlık tarihinin belirleyici faktörlerine ilişkin derin bir iç görüye sahip olduğunu; neyin gelmekte olduğunu, tarihin nasıl devam edeceğini ve koşullarımızdan ve üretim ve örgüt biçimlerimizden ne çıkacağını bildiğini zanneder.
Bilimin değeri ve anlamı hiç bu kadar saçma bir şekilde yanlış anlaşılmamıştı. İnsanlıkla, özellikle insanlığın en çok ezilen, entelektüel olarak mahrum edilmiş ve geri kalmış kısmı ile çarpık ayna görüntüsü kullanılarak hiç bu kadar alay edilmemişti.
Biz burada henüz bu bilimin içeriğini, Marksistlerin keşfettiklerini iddia ettikleri insanlığın varsayılan gidişatını hesaba katmadık. Bu noktada mesele sadece geçmişin verilerinden ve bilgilerinden ve günümüzün olguları ve koşullarından kesin bir bilgiyle geleceği haber veren, hesaplayan ve belirleyen bir bilimin var olduğuna dair ölçüsüzce aptal varsayımı ortaya çıkarıp, onunla alay etmek ve bu varsayımı reddetmektir.
Bu cihetle tarih ve politik ekonomi, bilim değildir. Tarihteki etkin güçler bilimsel olarak formülleştirilemezler; bunların hükümleri her zaman, içerdiği veya yaydığı insan doğasına bağlı olarak daha yüksek veya daha alçak bir isimle tarif edilebilir bir tahmin – kehanet ya da profesöre ait saçmalık – olacaktır.
Buraya kadar inandığım gibi – bildiğim gibi demeye de cüret edebilirim zira ahmaklar tarafından yanlış anlaşılmaktan korkmuyorum, aslında öyle olmasını ümit ediyorum – nereden geldiğimizi, nereye gittiğimizi – en derin inancım ve hissimle – nereye gitmemiz gerektiğini ve nereye gitmek istememiz gerektiğini konuşmaya da çalıştım. Fakat bu ihtiyaç bize doğal hukuk şeklinde değil ne olması gerektiği ile dayatılır. Desem ki bir şeyler biliyorum, bu bilme matematikteki bilinmeyen bir miktarın bilinenlerden hesaplanması anlamına mı gelir? Ya da bir geometri sorusunun çözülebilmesinde olduğu gibi midir? Ya da yerçekimi ve eylemsizlik yasası yahut enerji sakınımı kanunu her zaman geçerli midir? Veyahut formül için gereken verileri biliyorsam düşen bir nesnenin veya merminin yolunu hesaplayabilmem gibi midir? Veya H2O’nun su olduğunu bilmem gibi midir? Veya pek çok yıldızın hareketlerini hesaplayıp ay ve güneş tutulmalarını öngörebilmem gibi midir? Hayır! Tüm bunlar bilimsel eylemler ve sonuçlardır. Bunlar tabii yasalardır çünkü aklımızın yasalarıdır. Fakat yaşamımızdan ve bedenimizden ne anlam çıkaracağımızı, önceki yaşamımızın devamının, önümüzdeki yolun, sıkışmanın salınmasının, eğilim etkinleşmesinin – tüm bunlara “gelecek” denmektedir – ne olacağını söyleyen bir doğal yasa, aklımızın yasası, büyük enerji sakınımı yasasının bir alt-yasası daha vardır. Bunlar bilim şeklinde sunulamazlar, diğer bir deyişle sadece sınıflandırmaya tabi emrivakiler şeklinde değil bir eğilime eşlik eden his, dışarıdan gelene tamamen münasip arzu ve çabanın iç baskısı, dengenin değişen durumu şeklinde sunulabilirler. Bu; iradeye, göreve, kehanete varan tüm bildirimlere, vizyona ve sanatsal yaratıma işaret eder. Üzerinde durduğumuz yolun hedefi bir matematik sorun ya da olgusal bir rapor, hatta bir gelişim yasası ile benzer değildir. Bu, enerji sakınım yasası ile alay etmek olurdu. Bu yol cesur yürekliliğe tekabül eder. Bilginin anlamı: yaşamış olmak, olan şeylere sahip olmaktır. Yaşamın anlamı: yaşamak, gelecek olanı yaratmak ve bunun acısını çekmektir.
Bu sadece geleceğin bilimi olmadığı anlamına gelmez; yalnızca halen yaşayan geçmişin yaşayan bilgisinin olduğunu, orada yatan ve ölü olan bir şeylerin etkisiz bilimi olmadığını da ima eder. Marksistler ve onlar gibi tüm ahlakçılar ve gelişim politikacıları, ister Darwin-öncesi Marksistler gibi katastrofik ve çapsal gelişim teorisine bağlı olsunlar, isterse Darwinci revizyonistler gibi yavaş, tedrici çok küçük değişimlerin toplamı yolu ile eşit gelişen ilerlemeyi yerleştirmeyi dilesinler, bunlar ve gelişim biliminin tüm temsilcileri, mutlaka bilimsel faaliyetten vazgeçemiyor iseler, müteakip, görkemli, ilgili kelime gruplarının yani Ben Biliyorum, Ben yapabilirim (buradaki –ebilmek eki yetiyi ima eder. ç.n.), Ben yapabilirim ( buradaki –ebilmek eki olasılığı ifade eder. ç.n.), O yapmalı (buradaki -malı zorunluluk ifade eder. ç.n.), Ben yapmalıyım (buradaki –malı tavsiyeyi imler. ç.n.) ifadelerinin gerçek anlamlarına dair, doğa ve ruhun gerçekliğine ilişkin ne ifade ettikleri ile ilgili bilimsel bir araştırma yürütmelidirler. Bu onları daha mütevazı ve bilimsel, daha insani ve anlayışlı ve daha girişken ve mert yapacaktır.
Bu cihetle tarih ve politik ekonomi, bilim değildir. Tarihteki etkin güçler bilimsel olarak formülleştirilemezler; bunların hükümleri her zaman, içerdiği veya yaydığı insan doğasına bağlı olarak daha yüksek veya daha alçak bir isimle tarif edilebilir bir tahmin – kehanet ya da profesöre ait saçmalık – olacaktır. Bunlar her zaman doğamıza, karakterimize, yaşamımıza ve çıkarlarımıza bağlı bir değerlendirme olacaktır. Ayrıca söz konusu güçler şekilsiz, kararsız, belirsiz ve değişken olarak bizce kesinkes biliniyor olsa dahi bu tür ilkelerin uygulanması için gerekli olan olgular çok az bilinmektedir. Zaten insanın kelimenin tam anlamıyla sonsuz olan geçmişiyle ve dünya ile ilgili bilimsel bir değerlendirme yapmak için elimizde hangi dış bulgular vardır ki? Elbette, her tür şey, fazlasıyla çok, bu sözde bilimin arabalarına taşınmış ve bu arabalardan indirilmiştir. Maalesef bunlar sözde insan ve dünya tarihinin bir saniyesinden palas pandıras atılmış, karışmış, harap olmuş, parçalanmış yıkıntılardır. Hiçbir örnek ne kadar az bildiğimizi açıklığa kavuşturmaya yetecek kadar kaba değildir. Elbette bir örnek, tıpkı muhteşem Goethe’nin dediği gibi, sezgisel deha için genellikle bin kelimeye değerdir ve onları bünyesinde barındırır. Bununla birlikte bu biyolojik oluş ve insanlık tarihinin tüm alanları için güçlerle ve yasalarla ilgili örnek olaylar bulunmaktadır fakat yine Goethe’nin dilini kullanacak olursak, bunlar düpedüz veri-toplayıcılarının, Darwincilerin ve revizyonistlerin deneysel gübrelerine ve Marksistlerin diyalektik gübresine dönüşürler. Ve bu cihetle dahi – ki kendisi için insanların bir arada yaşamış olmaları ile ilgili meselelerde bir olay genellikle bin kelimeye bedeldir- bir bilim dehası değildir; yaratım ve eylem dehasıdır. Yaşamın bilgisi dâhil edilmiştir fakat ne kadar hakiki, büyük bilime dayandırılabilse de bu, bilim değildir.
Ve tanrıya ve dünyaya şükür olsun ki bu böyle! Gelecek olan her şeyi biliyor, gerçekten biliyor olsaydık niçin yaşardık? Yaşamanın anlamı yeni bir şeye dönüşmek değil midir? Yaşamanın anlamı eski, kendine güvenen ve bağımsız birer varlık olarak bizlerin, müstakil bir dünya ve sonsuz oluş olarak, içinde olmadığımız yeni, belirsiz bir başka dünyaya eşit derecede sonsuz, geçitten geçide ve çokluktan çokluğa girmemiz değil midir?
Kendimize canlı dediğimiz zaman, biz okuyucular ya da gözlemleyiciler ya da varlıklar çok iyi bilinen güçler tarafından eskiden eski olana, eşit derecede iyi bilinen bir yere doğru sürüklenenler değil miyiz? Ya da bizler eylem nesneleri olmaktan çok yürüyen ayak ve çalışan el değil miyiz? Ve dünya bize, her sabah kalktığımızda, meçhul, bilinmez ve amorf, kendi doğal kabiliyetlerimizin bir aracı ile oluşturup özümsediğimiz yeni ve sunulan bir şey gibi görünmez mi? Ah siz Marksistler, keşke özel yaşamınızda bereket ve neşenin bolluğuna sahip olsaydınız, o zaman yaşamı bilime döndürmek istemez ve döndüremezdiniz! Ve nasıl yapardınız ki, sosyalist olarak görevinizin, neşe dolu iş biçimleri ve topluluklar ve neşe içinde yaşayan toplum olma durumunu edinmeleri için insanlara yardım etmek olduğunu bilseydiniz.
Bıkmış, şüpheci veya dertli olarak değil, neşe ile kabullenerek insanların ve ulusların çok çeşitli ve anlaşılmaz geçmiş ve gelecek yaşam biçimlerine dair hiçbir şey bilmediğimizi belirtiyorum; binyılın kaderini bilmek, hissetmek ve içeriden yaşamak için yeterince, pek çok insana göre daha fazla, gururlu ve cesurum. Ne olduğuna ve neyin olmakta olduğuna dair bir fikrim var. Kaderimizin gidişatına ilişkin benim de bir hissiyatım var. Nereye gitmek ve nerede başkalarına tavsiyede bulunmak ve onları yönlendirmek istediğimi biliyorum. Ve pek çok kişiye, hem şahıslara hem kitlelere, iç görümü, coşkun hissimi, güçlü irademi aktarmak istiyorum. Fakat bir formülle mi konuşuyorum? Aldatıcı bir biçimde bir matematikçi gibi gizlenen bir gazeteci miyim? Bilim flütüyle toy çocukları saçmalık ve sahtekârlık dağına yönlendiren Fareli Köyün Kavalcısı mıyım? Ben bir Marksist miyim?
Hayır, fakat ne olduğumu söyleyeceğim. Konuştuğum başkaları – Marksistler – bana anlatana kadar beklemek zorunda değilim. Herkes kadar çalıştım, araştırdım ve bilgi topladım ve eğer tarih ve ekonomi diye bir bilim varsa ben kesinlikle onu öğrenecek yeterli beyne sahibim. Gerçekten de sizler, siz Marksistler tuhaf insanlarsınız ve kendinizi merak etmemeniz hayret verici. Mütevazı bir zekâya sahip insanların dahi bilimin sonuçlarını, bu sonuçlar ortada varken öğrenebileceği eski ve kesin bir konu değil midir? O halde tüm tartışmalarınızın, polemiklerinizin ve ajitasyonlarınızın, tüm talepleriniz ve müzakerelerinizin, tüm retoriğinizin ve münakaşalarınızın maksadı nedir? Bir biliminiz varsa eğer, bu yersiz didişmelerinize son verin. Okul müdürünün sopasını elinize alın ve bizi bilgilendirin, bize öğretin, yöntemleri, işleyişleri, yapıları öğrenmemizi ve bunları cansiperane uygulamamızı sağlayın ve tecrübeli, kandırılmamış ve kesin bilenler olarak Bebel’inizin dürüst bir amatör olarak denediğini yapın: nihayet gelecek tarihin kesin verilerini bize anlatın!
Çünkü sosyalizmi gasp eden ve Marks’ın Kapitali’ni, Nibelungen hazinesini koruyan cüceler gibi bekleyen Niselheim’ın soğukkanlı insanları küçümsenmeli ve dağıtılmalıdır. Sosyalizm meşru varislerine devredilmeli ki böylece neyse ona, – neşe ve coşkuya, inşa ve yapıma, tüm duyular için ve tüm ilksel yaşamlar için ve şimdilerde eylem halinde bir icraya dönüşmek üzere olan sonuna kadar görülen bir rüyaya – dönüşebilsin
Bu yüzden ben de çalıştım, sizin gibi değil ama sizden daha iyi çalıştım ve yine de şunu söylüyorum: öğrettiğim kesinlikle bilim değildir. Her kişinin kendi doğasını, kendi gerçek yaşamının kendisini aynı yola yöneltip yöneltmediğini incelemesine izin verin ve ancak o zaman onun benimle gelmesine müsaade edin ama müsaade edin. Sizden daha iyi çalıştım çünkü bende sizde bulunmayan bir şey var. Elbette, kibrim, ya da yaygın olarak adına ne deniyorsa, sizinkinden daha fazla değil. Kendime dair mütevazı yani münasip görüşümü kendime saklarım, gayet tabii akranlarım arasında, kimin sosyalist kimin sosyalist olmadığını söyleme zorunluluğu hariç! Çünkü sosyalizmi gasp eden ve Marks’ın Kapitali’ni, Nibelungen hazinesini koruyan cüceler gibi bekleyen Niselheim’ın soğukkanlı insanları küçümsenmeli ve dağıtılmalıdır. Sosyalizm meşru varislerine devredilmeli ki böylece neyse ona, – neşe ve coşkuya, inşa ve yapıma, tüm duyular için ve tüm ilksel yaşamlar için ve şimdilerde eylem halinde bir icraya dönüşmek üzere olan sonuna kadar görülen bir rüyaya – dönüşebilsin. Ve varisler hala uyuduğu ve rüya ve şekilciliğin uzak diyarlarında kaldıkları için ve birilerinin mirasa nihayetinde el koyması gerektiği için bu varisleri bir araya toplamalı ve kendimi de onlardan biri olarak meşrulaştırmalıyım.
O zaman bu Marksistler tüm bu bilimsel hurafelerini nereden edinmektedir? Marksistler, geleneğin ve koşulların çeşitlenmiş, parçalanmış, çetrefil ve karışık detaylarını tek bir düzen ve birlik hattına indirgemek istiyorlar. Onlar dahi basitleştirme, birlik ve evrensellik ihtiyacını hissediyorlar.
Gene sana mı ulaştık, oh sen muhteşem kurtarıcı Bir ve Evrensel Fikir, sen ki gerçek yaşama olduğu kadar gerçek düşünceye de gerekli olan, bir arada varolmayı ve toplumu, anlaşmayı ve içselliği yaratan, düşünürlerin zihninde ve doğa sözleşmesinde yer alan fikir? Sen, ruh ismiyle adlandırılan!
Ama sana sahip değiller ve bu yüzden senin yerine koyuyorlar. Bu yüzden kendi yanıltıcı taklitlerini, kendi tarihsel yamalarının ve kendi bilimsel yasalarının ikame ürünlerini uyduruyorlar: onlar sadece detayları oluşturan, ilişkilendiren ve düzenleyen ve dağınık olguları yani bilimi bağlayan tek bir ikna edici genel ilkeyi tanırlar. Aslında bilim ruhtur, düzendir, birlik ve dayanışmadır; bilimse… Fakat o, dolap ve dalavere olduğunda, sözde bilim adamı sırf kılık değiştirmiş bir gazeteci ve kötü kamufle olmuş başyazar olduğunda, istatistiklere göre formüle edilmiş pek çok olgu ve diyalektikle maskelenmiş basmakalıp sözler, tarihin bir çeşit yüksek matematiği ve gelecek yaşam için şaşmaz bir el kitabı olduğunu iddia ettiğinde bu sözde bilim ruhsuzdur, idrak kabiliyetine engeldir. Argümanlar ve kahkahayla, sinirden kudurarak yok edilmesi gereken bir engeldir.
Ruhun diğer biçimlerini bilmiyorsunuz ve bu yüzden peygamberlik oynamak isteyen gerçek profesörler olduğunuz zamanlar hariç, tıpkı ut çalmak isteyen ama çalamayan diğer profesörünüz, koruyucu aziziniz gibi avukat yüzlerinize profesörlük maskesini giydiniz.
Fakat bizler ruhun ne olduğunu biliyoruz ve bunu burada sık sık söyledik. İnsanlığın akışında tür ve kaynak açısından sizinkinden farklı evrensel bir uyumumuz var. Bilgimiz, büyük asli hislerimizle ve güçlü, geniş kapsamlı irademiz ile doludur: bizler – fakat önce siz zavallı Marksistler, bir sandalye çekin ve oturun ve sıkı durun, zira berbat, küstah bir iddia birazdan öne sürülecek, ki bu eş anlı olarak bana karşı küçültücü bir tonda ileri sürmek isteyeceğiniz suçlamanın önüne geçecektir – bizler şairleriz; ve bilimsel dolandırıcıları, Marksistleri, soğuk, boş, ruhsuzları yok etmek istiyoruz böylelikle şiirsel vizyon, sanatkârane yoğunlaşmış yaratıcılık, heves ve kehanet şu andan itibaren harekete geçmek, çalışmak ve inşa etmek için kendi yerini bulacaktır; yaşamda, insan bedenleriyle birlikte, insicamlı bir hayat, iş ve grupların, toplulukların ve ulusların dayanışması için.
Evet, gerçekten de öyle. Yeterince uzun süredir şiirsel bir rüya ve melodi olan, büyüleyici bir çevre ve parlak bir renk cümbüşü tümüyle hayata geçecek ve gerçek olacaktır. Biz şairler, yaşayan ortamda yaratmak ve kimin daha büyük ve daha güçlü uygulayıcılar olduğunu görmek istiyoruz. Bildiğini iddia eden ve hiçbir şey yapmayan sizler mi, yoksa şu anda içinde canlı bir imge, kesin bir his ve enerjik iradeye sahip bizler mi? Ne yapılabilecekse onu yapmak isteyen biziz, şimdi ve sonsuza kadar. Biziz bıkıp usanmadan sizin yanınızdan kahkaha, sebepler ve öfke ile geçip saldırılarla ve savaşlarla daha yoğun parçaların üstesinden gelen, biteviye ileriye güdümlü, sürekli eylem, inşa ve yıkım bulunan harekette bizlerle birlikte olan insanları örgütlemek isteyen. Bilim de, parti de temin etmiyoruz. Sizin anladığınız şekliyle daha az entelektüel ittifak sunuyoruz, zira siz bu tür bir şeyden bahsettiğinizde kafanızda aydınlanma diye adlandırdığınız ve bizim ise yarı-eğitim ve broşür-yemi dediğimiz şey beliriveriyor. Bizi harekete geçiren ruh yaşamın özüdür ve etkin gerçekliği yaratır. Bu ruhun bir diğer adı daha vardır: dayanışma [Bund]; ve bizlerin güzel bir sunumla şiirselleştirmek istediğimiz şey eylemdir, sosyalizmdir, bir işçi sınıfı cemiyetidir[Bund].
İşte burada Marksistlerin neden ruhu materyalist diye adlandırdıkları ünlü tarih mefhumundan dışladıklarını gözlerimizin önünde net bir şekilde görüyoruz ve ona ellerimizle dokunabiliyoruz. Bizler, bu noktada, diğer mükemmel Marksist muhaliflerin yaparken başardıklarına kıyasla daha iyi bir açıklama sunabiliriz. Marksistler, beyannamelerinde ve görüşlerinde ruhu çok doğal, aslında neredeyse mükemmel bir maddi neden ile dışarıda bırakmıştır, yani çünkü ruhları yoktur.
Fakat bu, onların tarihi tanımlama tavırları, hakkıyla “materyalist” olarak adlandırılabildiğinde doğru olabilirdi sadece. Bu da temsilcilerinin kendilerine ait bir ruhla elde edemeyeceği bir girişim olsa da takdire şayan, hatta devasa bir teşebbüs – tüm insanlık tarihini sırf fiziki olaylar, somut gerçek işlemler, dünyanın geri kalanındaki maddi olaylar arasındaki sonu gelmez etkileşim ve insan bedenlerinin psikolojik süreçleri biçiminde tanımlama girişimi – olurdu. Ancak hâlihazırda belirtmiş olduğum sebeplerden ötürü bu, kati surette yasalara dayanan bir bilim olamaz ancak böyle bir bilimin hayali, neredeyse fantastik bir ön taslağa dönüşebilir. Belki bir gün birileri, bu işi, sırf doğru temeli ve dil olanağını bulmak için bile olsa, bu katı yapıyı eritmek ve onu tamamen bir imgeye indirgemek ve bu büyük ters yöne çevirimi üstlenmek, yani insanlık tarihinin tamamını – tüm maddeselliği hariç tutarak- topyekün ruhsal bir oluşum, akli akımların mübadelesi olarak betimlemek için – üstlenecektir. Materyalizmi nihai sonuçları üzerinden düşünebilen herhangi biri bunun idealizmin diğer yüzü olduğunu bilir. Böylesi hakiki bir materyalist her kim ise O, ancak Spinoza okulundan geliyor olabilir. Ama bu kadarı yeter! Marksistler bundan ne anlamaktadır? Marksistler, Spinoza adını duyduklarında muhtemelen broşürcülerinin ve Darwinci tekçi yazarların Spinoza’dan çıkarttıkları pelüş oyuncağı düşünmektedir.
Yeter artık: burada sadece, Marksistlerin tarihin materyalist anlayışı dedikleri şeyin rasyonel anlaşılan herhangi bir materyalizm ile hiçbir ilgisi olmadığını söylemek gerekiyor: sonunda Marksistler, materyalizmi rasyonel bir biçimde anlamanın dahi bir çelişki olduğunu düşündüler ve hatta bunda yanılmış bile olmazlardı. Her halükarda öğrettikleri tarihsel anlayış “ekonomik” olmalıdır. Yukarıda da söylendiği üzere onun gerçek adı, ruhsuz tarih anlayışıdır.
Sözcüklerin çelişik yanlış kullanımı Marksistleri, sığ adamları ne kadar rahatsız edilebiliyorsa ancak o kadar rahatsız etmiştir. Bazıları söz konusu çelişkiye absürt bir yarım gerçekle, diğerleri farklı, çarpık bir gerçek dışılıkla uyum göstermiş ve bu şekilde aralarında farklı ekoller ve her türden gerilim ve ayrılık çıkmıştır.
Marksistler, tüm politik koşulların, dinlerin, entelektüel hareketlerin hepsinin sadece ekonomik koşulların ve toplumsal kurumların ve işleyişlerin bir tür yan tesiri, ideolojik bir üst yapısı olduğunu keşfettiğini iddia etmektedir. Elbette kendi doktrinlerini ve tüm ajitasyonlarını ve politik eylemlerini bundan hariç tutmazlar. Onların süfli akılları, kendilerinin ekonomik ve toplumsal gerçeklik olarak adlandırdığı şeyle, akli ve ruhi eylemin ayrılmaz bir biçimde birbiriyle ne denli iç içe geçtiği, ekonomik yaşamın toplumsal yaşamın sadece çok küçük bir parçası olduğu, bu toplumsal yaşamın, insanın bir arada yaşama hareketlerinden, büyük ve küçük ruhsal yapılardan tümüyle ayrılamaz olduğu gerçeğinden sadece biraz rahatsız olur? Onlar, umumiyetle tüm beyanlarında kendi sözcüklerini idrak etme ihtiyacını hiç hissetmemiş ağzı laf yapan konuşmacılardır ve laf ebesidirler. Bir an bunu idrak etselerdi derin sessiz adamlar olurlardı. Zira kendi tüm çelişkilerinde ve tutarsızlıklarında boğulurlardı.
Sözcüklerin çelişik yanlış kullanımı Marksistleri, sığ adamları ne kadar rahatsız edilebiliyorsa ancak o kadar rahatsız etmiştir. Bazıları söz konusu çelişkiye absürt bir yarım gerçekle, diğerleri farklı, çarpık bir gerçek dışılıkla uyum göstermiş ve bu şekilde aralarında farklı ekoller ve her türden gerilim ve ayrılık çıkmıştır. Bu doktrinden yola çıkarak bazıları politikayı ekonominin neredeyse alakasız bir yansımasına indirgediği için Marksizm’in apolitik ve handiyse anti-politik bir tavır beyan ettiği sonucuna varmıştır. [Buna göre] politika, yasama ve hükümet biçimleri önemli değildir; sadece ekonomik biçimler ve ekonomik mücadeleler önemlidir (fakat elbette bu mücadeleler de saf doktrine kaçak sokulmuştur zira bir mücadele, hatta ekonomik bir mücadele dahi tümüyle ruhsal bir meseledir, ruhun yaşamıyla güçlü bir biçimde iç içe geçmiştir – bu kadarı yeter, çünkü, yukarıda da söylendiği üzere, Marksizm’in herhangi bir nokta-i nazarını inceleyen biri her zaman imkânsızlık, taviz ve kaçak keşfeder.) Her şeye rağmen diğerleri, politikanın yardımıyla ekonomik meseleleri etkilemek isterler ve kendilerinin profesörlüğe ait mürekkep lekelerinden oldukça farklı görünen tavizlere, bahanelere ve bıktırıcı gerçeklik düzeltmelerine ekleme yaparlar. Kendilerinin tamamının da uygulaması gerektiği bu geçici çarelere ekleme yaparlar. Mesele bu değil ve biz de bu ihtilaflı meselelerle daha fazla uğraşmayacağız. Bunlarla politik Marksistler, kendi kardeşleriyle, sendikacılarla ve son dönemde iki asil ismin acınası bir biçimde yanlış kullanıldığı sözde anarko-anarşistlerle birlikte savaşsınlar.
Tüm doktrin yanlış olduğu ve bu doktrinin iler tutar bir tarafı olmadığı için, geride doğru ve değerli kalan tek şey İngiltere’de ve başka yerlerde Karl Marx’tan çok uzun zaman önce fark edilmiş olan bir gerçektir: insan olayları üzerinde düşünürken ekonomik ve toplumsal koşulların ve değişimlerinin yüksek önemi göz ardı edilmemelidir. Bu husus, özgürlüğe, kültüre, dayanışmaya, halka ve sosyalizme doğru atılmış en erken ve en önemli adımlardan biri olan, devletten ayrı olarak toplumun keşfi şeklinde adlandırılması gereken büyük harekete sebep olmuştur. Pek çok faydalı ve ufuk açıcı fikirler on sekizinci yüzyılın parlak gazetecilerinin ve politik ekonomistlerinin muazzam yazılarında ve on dokuzuncu yüzyılın ilk sosyalistlerinde bulunmaktadır. Ancak Marksizm tüm bunları bir karikatüre, sahteliğe ve yozlaşmaya indirgemiştir. Marksistlerin kavradığı sözde bilim gerçek etkisi bakımından acınası ve feci bir girişimdir (zira hiçbir sözde bilim, demagojik, hatta sadece popüler bir damgaya sahip olsa dahi, eğitimli ve eğitimsiz kitleleri ve de üniversite profesörlerini kendisine çekmeyecek kadar aptal değildir). Dolayısıyla Marksizm devletten uzaklaştıran bu akımı – diğer bir deyişle ortak bir ruh ile kültürsüzlükten birleşmiş gönüllü teşekküllere yönelen, kendisiyle birlikte toplumların toplumunu taşıyan akımı – gerisin geri devlete ve tüm toplumsal kurumlarımızın ruhsuzluğuna doğru, tersine çevirmeye çalışmaktadır ve dahası bu akım hırslı politikacıların çarklarını döndürmek için koşmaktadır.
Buna daha yakından bakmalıyız. Acı Marksist soğanının sadece iki kabuğunu soyduğumuz için gözlerimizi yaşartsa da bu soğanı daha derinden, merkezine doğru kesmeliyiz. Daha sonra bu ucubeyi kesip parçalara ayırmalıyız ve söz veriyorum buna devam ettikçe her zaman biraz burun çekme ve aksırma ve kahkaha olacaktır. Şimdiden bilim ve Marksistlerin materyalizmi açısından durumu gördük. Fakat bunlar geçmiş, günümüz ve geleceğe ilişkin ne tür bir tarihsel gidişat keşfetti? Bunun, maddi gerçeklikten kendi ruhsal üstyapılarına doğru büyüyen bir gidişat olmadığı kesin, bu muhtemelen Kartezyen pineal bezlerinde büyüyen bir tür.
Şimdi, profesörün yaşamı yanlış bilime, insan vücutlarını kâğıda indirgediği noktaya ulaştık. Kendisi de oldukça farklı bir tür profesöre, dönüşüm için başka pek çok yetenekle beraber dönüştü. Ne de olsa profesörler genellikle kendilerine dönüşüm sanatçıları, sihirbazlar, kasaba fuarlarında el çabukluğu marifetiyle ve geveze çeneleri ile üreten hokkabazlar derler. Karl Marx’ın en ünlü ve belirleyici bölümleri bana hep bu tür profesörleri hatırlatmıştır. “Bir, iki, üç. Gördüğünüze inanmayın”.
Şimdi zamanı geldi: “kapitalist üretim, doğal bir süreçle birlikte kendi değillemesini (negation) üretmektedir:” Sosyalizm. “İşbirliği” ve “yeryüzünün ortak mülkiyeti” için Karl Marx, hâlihazırda “kapitalist çağın bir başarısıdır” diyor. Büyük, muazzam, neredeyse sonsuz proleterleşmiş insan kitleleri aslında sosyalizme neredeyse hiçbir katkıda bulunmamıştır. Onlar sadece vaktin gelmesini beklemelidirler.
Sonuç olarak, Karl Marx’a göre uluslarımızın Orta Çağlar’dan günümüz kanalıyla geleceğe doğru ilerlemeci kariyeri “doğal bir sürecin gereksinimi ile” (İngilizce metne göre ki hala daha en net olandır: doğal bir yasanın zorunluluğu ile), üstelik de artan bir hızla gerçekleşen bir seyirdir. İlk aşamada küçük esnaf olarak sadece ortalama, sıradan insanlar, küçük burjuvalar vb. acınası kişiler vardı ve pek çok insan kendilerine ait küçük mülklere halen de sahipti. Ondan sonra kapitalizm, ikinci aşama, ilerlemeye doğru yükseliş, gelişimin ve sosyalizme giden yolun birinci aşaması geldi ve dünya tümden farklı bir çehreye büründü. Çok az kişi, her biri çok geniş olan mülklere sahipti, kitlenin hiçbir şeyi yoktu. Bu aşamaya geçiş zordu ve şiddet ve çirkin fiiller olmaksızın gerçekleşemezdi. Ancak bu aşamada vaat edilen toprağa doğru ilerleme çok daha hızlı ve gelişmenin sorunsuz işleyen raylarında kolaylıkla gerçekleşti. Tanrı’ya şükür gitgide daha fazla kitle proleterleşti; Tanrı’ya şükür artık daha az kapitalist bulunuyordu; en son proleter kitleler, deniz kıyısındaki kum gibi yalıtılmış devasa müteşebbislerle yüzleşene kadar bu az sayıdaki kapitalist, birbirinin malına el koydu ve şimdilerde de üçüncü aşamaya, gelişmenin ikinci sürecine sıçradılar; sosyalizme doğru son adım ise sadece bir çocuk oyuncağı: “Kapitalist özel mülkiyetin ölüm çanları çalıyor”. “Üretimin araçlarının merkezileşmesi” ve “emeğin toplumsallaşması” diyor, Karl Marx, kapitalizm ile başarıldı. O, buna “kapital tekeli altında gelişen” üretim biçimi diyor, zira kapitalizmin sosyalizme dönüşmeden hemen önceki son güzelliklerini överken her zamanki gibi kolaylıkla şiirsel bir esrikliğe bürünüyor. Şimdi zamanı geldi: “kapitalist üretim, doğal bir süreçle birlikte kendi değillemesini (negation) üretmektedir:” Sosyalizm. “İşbirliği” ve “yeryüzünün ortak mülkiyeti” için Karl Marx, hâlihazırda “kapitalist çağın bir başarısıdır” diyor. Büyük, muazzam, neredeyse sonsuz proleterleşmiş insan kitleleri aslında sosyalizme neredeyse hiçbir katkıda bulunmamıştır. Onlar sadece vaktin gelmesini beklemelidirler.
Yine de doğru değil mi? Kapitalizmin bize işbirliği ve yeryüzünün ortak mülkiyeti ve üretim araçlarını getirmiş olduğu söylenebilirken, siz bilimin beyefendileri, o noktaya ulaşmaktan uzak mıyız? Ortak mülkiyet her ne anlama gelirse gelsin, en azından bu kadarı nettir, gerçi pek çok farklı ortak mülkiyet biçimleri olabilir, fakat gasptan, imtiyazdan, özel mülkten gayri bir şey olsa gerektir. Sözde şimdiden sosyalizme benzeyen bu ortak mülkiyete dair herhangi bir iz şu anda görülebilir mi? Evet mi, hayır mı? Zira bu doğal sürecin daha ne kadar süreceğini bilmeyi çok isteriz. Biliminizi bize gösterin, lütfen!
Fakat kim bilir, kim bilir! Belki de Karl Marx, yeryüzünün ortak mülkiyetinin gözle görünür başlangıçlarını ya da izlerini ve hâlihazırda on dokuzuncu yüzyıl ortalarında tekelci kapitalizmden doğmuş üretim araçlarını gördü. İşbirliğine gelince konu daha yakından inceleme altındadır, şimdiden oldukça nettir. Ancak bana göre işbirliği, birlikte hareket ve ortak çalışma demektir ve bir ineğin ve atın saban önüne müştereken çekilmesine veya pamuk tarlasında veya şeker kamışı tarlasında Zenci (Negro) kölelerin, ortak iş bölümü ile ortak bir mekândaki çalışmasına “işbirliği” ya da “birlikte çalışmak” diyen kişi budala değilse nedir – fakat ne söylüyorum ben? Karl Marx tam da böyle bir budalaya benziyor! Ne geleceği! Kapitalizmin daha fazla gelişmesi de ne! Zeki âlim günümüze sıkışıp kalmıştır. Karl Marx’ın işbirliği dediği şey ki sosyalizmin bir unsuru olması gerekir, kendi zamanındaki kapitalist teşebbüste gördüğü çalışma biçimi, binlerce kişinin bir odada çalıştığı fabrika sistemi, işçinin makinelere adaptasyonu ve kapitalist dünya pazarı için malların üretiminde sonuç olarak ortaya çıkan yaygın iş bölümüdür. Kaldı ki kendisi de sorgulamaksızın kapitalizmin “şimdiden aslında toplumsal üretim teşebbüsüne dayandığını” söylemektedir.
Marksizm’in temelinin, bu tür bir sosyalizm İncili’nin adına Kapital denmesi sembolik olarak önemli değil midir? Sosyalizm, kültür ve dayanışma, yalnızca takas ve neşeli iş, toplumların toplumu, ancak bir ruh uyandığında, örneğin Hristiyan ve Hristiyan-öncesi çağların Cermen uluslarının bildiği gibi gelebilir diyerek, kapitalist sosyalizme kendi sosyalizmimizle karşı çıkıyoruz.
Evet gerçekten de bu tür emsalsiz saçmalıklar eşyanın tabiatına aykırıdır, fakat kapitalizmin sosyalizmi tümüyle kendinden geliştirdiği ve sosyalist üretim biçiminin kapitalizm altında “serpildiğini” söyleyen Karl Marx’ın görüşü kesinlikle doğrudur. Şimdiden işbirliğine sahibiz, şimdiden, en azından yeryüzünün ortak mülkiyetine ve üretim araçlarına giden yol üzerindeyiz. Sonunda geriye kalan çok az mülk sahibini de kovalamaktan başka yapılacak bir şey kalmayacak. Gayri her şey kapitalizmden gelişmiştir. Zira kapitalizm ilerleme, toplum ve hatta sosyalizmle eşitlenmiştir. Gerçek düşman “orta sınıf, küçük sanayici, küçük tüccar, zanaatkâr, çiftçi”dir. Çünkü onlar kendileri çalışırlar ve en fazla birkaç yardımcıya ve çırağa sahiptirler. İşte bu beceriksiz, cüce teşebbüstür, oysa kapitalizm tekbiçimlidir (uniformity), binlerce kişinin tek bir yerde çalışmasıdır, dünya pazarı için çalışmaktır; işte bu toplumsal üretim ve sosyalizmdir.
Karl Marx’ın gerçek doktrini budur: kapitalizm Orta Çağlar’ın kalıntıları üzerinde tam bir zafer kazandığı zaman ilerleme damgasını vurur ve sosyalizm resmen oradadır.
Marksizm’in temelinin, bu tür bir sosyalizm İncili’nin adına Kapital denmesi sembolik olarak önemli değil midir? Sosyalizm, kültür ve dayanışma, yalnızca takas ve neşeli iş, toplumların toplumu, ancak bir ruh uyandığında, örneğin Hristiyan ve Hristiyan-öncesi çağların Cermen uluslarının bildiği gibi gelebilir diyerek, kapitalist sosyalizme kendi sosyalizmimizle karşı çıkıyoruz.
Dolayısıyla iki karşıt, keskin bir zıtlık teşkil etmektedir.
Burada Marksizm – orada sosyalizm!
Marksizm – ruhsuz, sevgili kapitalizm dikeni üzerindeki kâğıt çiçek.
Sosyalizm – çürümeye karşı yeni güç; ruh-suzluk, zorluk ve şiddetin bileşimine karşı, modern devlet ve modern kapitalizme karşı yükselen kültür.
Ve şimdi biri, bu noksansız modern şeye karşı yüzüne ne söylemek istediğimi anlayabilir –Marksizm: zamanımızın vebası ve sosyalist hareketin lanetidir. Şimdi daha da net olarak, bunun böyle olduğu, neden böyle olduğu ve neden sosyalizmin sadece Marksizm’e yönelik ölümcül bir düşmanlık ile ortaya çıkabileceği söylenecektir.
Çünkü Marksizm, her şeyden öte, geçmiş olan her şeye yukarıdan bakan ve onları hakir gören kültürsüz, işine geldiği gibi günümüz veya geleceğin başlangıcı diyen, ilerlemeye inanan, 1908 yılını 1907 yılından daha çok seven, 1909 yılından oldukça özel bir şeyler uman ve 1920 yılı gibi çok uzakta gerçekleşecek bazı şeylerden neredeyse nihai bir eskatolojik mucize bekleyen kimsedir.
Çev: Nesrin Aytekin
https://itaatsiz.org/?p=5516
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.06.10 01:20 karanotlar Lysander Spooner’in Toplumsal Sözleşme Eleştirisi – Steve J. Shone – 6

Lysander Spooner’in Toplumsal Sözleşme Eleştirisi – Steve J. Shone – 6
https://preview.redd.it/sh69qm3wuy351.jpg?width=900&format=pjpg&auto=webp&s=c229fa650e7fcff79604d54c4762d82a0aa33649
Spooner’a göre oy verme faaliyeti asla bir kişinin iktidara onay vermesinin delili değildir. Aslında oy kullanmayı ‘Ağır bir tehlikenin altında … bir iktidarın onu para ödemeye zorlaması’ halinde bazı baskıları hafifletmek için bireylerin deneyebileceği bir angarya olarak görür.
Başka bir kişiyi yasa yapması – ki bu onun kendi bulduğu yasadır – ve onlara itaat etmem için zorlaması için herhangi bir hakla vekil tayin edemem. Benim tarafımdan böyle bir sözleşme benim doğal özgürlüğümün bir tarafının, kendimi ona bir köle olarak verme ya da kendimi satma sözleşmesi olurdu. Böyle bir sözleşme tüm yasal ve ahlaki yükümlülüklerden tamamen yoksun saçma ve hükümsüz bir sözleşme oldurdu (Spooner 1886, 103).
Toplumsal sözleşme teorisinin başarısızlığı ve özellikle böyle bir sözleşme olan US Anayasası politik yükümlülüğü meşru kılar. Spooner’i oy kullanmanın anlamına dair düşünmeye sevkeder.
David Miller şöyle bir yorum yapar:
Spooner ilgili faaliyetlere işaret etmek için sözleşme teorisiyenleriyle tartışmıştı. Seçmenlerin motivasyonları çok fazla ve çeşitli olduğundan dolayı seçimlerdeki oy kullanma sayılamaz ve bu aslında hiçbir zaman Anayasa’ya destek sağlama arzusundan ibaret de değildir; vergi ödemeleri sayılamaz çünkü bu gönüllü değildir ve saire (Miller 1984, 37)
Spooner ayrıca modern oy pusulalarına dair olan gizliliği de eleştirmiştir. ABD iktidarını haklı kılmak için herhangi bir şahsi oya güvenmenin yanlışlığı, diye yazar, seçmenlere hizmet etmek için seçilmiş olan kişiyi bunu yapmaya mecbur kılmaz. Böyle bir yetki yoktur.
Spooner’a göre oy verme faaliyeti asla bir kişinin iktidara onay vermesinin delili değildir. Aslında oy kullanmayı ‘Ağır bir tehlikenin altında … bir iktidarın onu para ödemeye zorlaması’ halinde bazı baskıları hafifletmek için bireylerin deneyebileceği bir angarya olarak görür. İnsanların asla onay vermedikleri bir iktidarla işe giriştiklerini iddia eder Spooner. Ona göre oy vermek gaspçının gücünü sarsmayı deneyenler için sadece küçük bir onarım aracıdır (Spooner 1867b, 5-6). No Treason, No. VI’te (İhanet Yok) Spooner oy vermekle kişi Anayasa’yı desteklediğini kesinlikle vaad etmez, der. Bir kişiyi seçmek görev süresi içinde idare etmek için sadece yaptırım uygulamaktır (Spooner 1870, 6-7). Oy verme hakkı demokrasi demek değildir ve ‘belli bir süre için yeni efendi seçmesine izin verdiği için yine de kişiyi bir köle’ olmaktan kurtarmaz (Spooner 1870, 24).
Spooner’in dostu, Amerikalı anarşist Benjamin R. Tucker, Spooner’in Anayasa analizlerini metheder. A Letter to Grover Cleveland’a gönderme yaparak şöyle yazar:
Birleşik Devletler’in Anayasası’nın ne olduğunu ve onun herhangi birini nasıl bağladığını ustaca yazılmış bir belge ona söyleyecektir (Tucker 1926, 56)
Spooner’in iddiaları çağdaş okuyucuyu için aynı derecede ikna edici olabilir. Örneğin onun Restoring the Lost Constitution: The Presumption of Liberty (Kayıp Anayasa’yı Onarmak: Özgürlük Karinesi) kitabının ön sözünde anayasal hukuk alimi ve Spooner’in hayranı da olan Randy E. Barnett (2004, ix) üniversite öğrencisi iken Spooner’in No Treason No. VI’unu okuduğunda ABD Anayasası’na dair ilk şüphe tohumlarının ekildiğini anlatır:
Spooner’in meşruiyet üzerine olan iddiaları Yüksek Mahkeme’nin uygulaması ile birleştirildiğinde ciddiye alınacak hiçbir şey kalmadı. (Barnett 2004, x)
Spooner ayrıca modern oy pusulalarına dair olan gizliliği de eleştirmiştir. ABD iktidarını haklı kılmak için herhangi bir şahsi oya güvenmenin yanlışlığı, diye yazar, seçmenlere hizmet etmek için seçilmiş olan kişiyi bunu yapmaya mecbur kılmaz. Böyle bir yetki yoktur. Bundan daha öte, kimi bilinmeyen kişilerin lehlerine oy pusulaları yapmalarını kişinin seçimi için haklı kılması bunu takib eden sözleşmeyi doğası gereği tanımsız kılar. Bir politikacı sadece kendisini seçtiklerini bilen anonim seçmenlere meşru bir şekilde nasıl taahhütte bulunabilir? Bu şekilde yapılan sözleşmenin niteliği tam olarak nedir ve böyle bir süreçte temsilci kendini seçmenlere nasıl adayabilir? Bir seçimden ziyade bir ‘komplo’ya benzeyen gizli oy pusulası ‘otantik’ değildir ve her kim seçilmiş ise ona meşruiyet bahşetmez (Spooner 1870, 3233, Spooner 1882, 5-6, Spooner 1886, 10, 21).
Çünkü pek çok insanın yapay olarak yüksek yaşlarda olan çoğunluğun yaşına ulaşmadan önce entelektüel olarak karar verebilme yetenekleri olduğuna inanır.
Burada Spooner oy vermenin anlamına dair gözlemlerini düzeltir. Bir diğer önde gelen Amerikalı anarşist Josiah Warren şöyle yazar:
Blackstone ve diğer teorisyenler oy birliği ile genel iradeyi anladıklarında ölümcül hata içindedirler. Pek çok tesir seçmenlerin duyguları ve bakış açılarına karşıt bir oya karar vermelerine neden olabilir ve bundan daha fazlası belki de bu yirmide iki kişi bile bir önlemi takdir etmeyecek ve anlamayacaktır ya da oy kullanmış olsalar dahi sonuçlarını benzer şekilde öngörmeyeceklerdir. Önlemler pratiğe geçirilinceye kadar seçmenler arasında ortaya çıkarılamayan gizli, bilinç dışı farklılıklar vardır. Belki de on seçmenden dokuzu az ya da çok hayal kırıklığına uğrayacaktır. Çünkü sonuçlar, olasıdır ki, onların özellikle bireysel beklentileri ile çakışmayacaktır (Warren 1852, 24-25).
İnsanlar kazanma ihtimali çok az olan adaylara neden oy verir? Pek çok vatandaş kaybedenler için oy kullanır. Spooner’a göre bu onların ‘Anayasa görünümü altında’ kazananların tiranlığı dayatma tehlikesine dair kaygı içinde olduklarını göstermektedir (Spooner 1870, 9). Bu oyların bir kısmı protesto oylarıdır – insanlar kazanma ihtimali olmayan adayları tercih etektedirler. İnsanlar neden başarısız olacağı bariz olana oy verir? Çünkü oy vererek desteklerini göstermeye dair herhangi bir istekleri olduğundan dolayı değil politik sistemden memnun olmadıklarındandır, der Spooner (10).
Spooner, mülkün devredilemez bir hak olduğunu düşünür. Tek istisnası sahip olduklarından dolayı kişiye verilmiş zararı telafi etmek için mal varlıklarını başka birine pey akçesi olarak vermektir (Spooner 1886, 33). Bundan dolayı iktidarın kaynak tahsisine müdahale etme girişimi doğal adaletin ihlal edilmesidir. Daha önceleri işaret edilmiş olduğu gibi ABD Anayasası’nda Sözleşme Maddeleri’nin kapsamı, Spooner’ın perspektifine göre, Kurucuların sözleşmeyi yapmak için doğal hakları korumak için temayüllerinin delilidir. Sözleşmeler satın alınan, satılan ve başka şekilde de devredilen malların aracı olduğundan bu iki doğal hak açık bir şekilde birbirine bağlıdır (54-55, 58-60).
Yürürlüğe konmuş olan pek çok yasayı insanların onaylamış olduğunu yadsımak ve Birleşik Devletlerin otoritesini ve toplumsal sözleşmeyi reddetmekle Spooner bunun yerine doğal hukuka atıfta bulunarak kendi mülküne sahip olma, sözleşme yapma ve daima kendi gücünü artırmak için sınır tanımayan bir iktidara direnme hakkını da dahil ederek daha sınırlı bir politik yükümlülüğün meşru olabileceğine dair araştırmada bulunur.
Spooner, insanların sadece devletin onları tarihsel olarak sınırlandırmasından dolayı değil yirmi bir yaşına erişmeden sözleşme yapabilmeleri gerektiğini tartışır. Çünkü pek çok insanın yapay olarak yüksek yaşlarda olan çoğunluğun yaşına ulaşmadan önce entelektüel olarak karar verebilme yetenekleri olduğuna inanır. O, evli kadınların sözleşme yapma yetenekleri olduğunu inkar eden devletin hukukunu protesto eder çünkü bu da, Anayasa’dan bahsetmeden, doğal sözleşme ve mülkiyet hakkını ihlal eder. Anayasa cinsiyete karşı nötr olmalıdır. Burada doğal adalete dair başvurulması gereken uygun standart öyle ya da böyle bir kişinin akli olarak şartları değerlendirebilme yeterliliğidir (Spooner 1886, 61). Bununla birlikte bireysel haklar istenmeyen toplumsal sonuçlara neden olursa sınırlandırılabilir. Örneğin alkol aldığında şiddet uygulayan kişinin bira alması meşru bir şekilde reddedilebilir (Spooner 1875, 34-35).
Birleşik Devletler hükümeti meşruiyetten yoksun olduğundan onun bürokratlarının faaliyetleri yetkisizdir ve onlara direnmek insanların haklarıdır. Spooner’a göre gayrı meşru bir iktidarın uygulamalarına kişinin riayet etmemesi Anayasa’nın ruhunu ihlale girer ki Anayasa’daki İkinci Düzeltme halkın sağlam durması gerektiğini öngörür. Vatandaşlara silah taşıma hakkını veren ve ahlaksız bir iktidara karşı onu kullanmaya müsaade etmeyen hangi mantıktır, diye sorar? Şiddete başvurmaksızın yolsuz bir iktidarın üstesinden gelmek mümkün olabilir fakat bunun her zaman böyle olamayacağını ve bu gerçekliği İkinci Değişiklik tanımaktadır. Anayasal olmayan yasalara sadece oy sandığından direnileceğine ve aynı anda da itaat edilmesi gerektiğinde ısrar eden insanlar tüm etkili gücü hükümete vermekle Birleşik Devletler’in sınırlandırılmış bir hükümetinin olmadığı sonucuna gelirler (Spooner 1850, 27-29). İnsan doğasına bakarsak; sırf seçimleri kaybettiklerinden dolayı sadece birkaç politikacı iktidarını bırakmış ve hizmet süreleri sona ermiştir. Birleşik Devletler’deki politikacıları geri çekilmeye sevkeden insanların güçlerinden korku ve onların silahlanma hakkıdır. Böyle bir caydırıcının olmaması durumunda büyük ihtimalle kendilerini zenginleştirmeye yoğunlaşır ve sıradan insanların saf erdemleri için çok büyük olan tutkuları ve hırslarının cazibesinden – ki bunu ifşa etmişlerdir – dolayı seçmenlerini kölelere çevirirlerdi (Spooner 1850, 30).
Spooner’in politik yükümlülükler üzerine olan yazıları Birleşik Devletler hükümetine ya da gerçekten de var olan herhangi bir hükümete çok az yetki verir. Yürürlüğe konmuş olan pek çok yasayı insanların onaylamış olduğunu yadsımak ve Birleşik Devletlerin otoritesini ve toplumsal sözleşmeyi reddetmekle Spooner bunun yerine doğal hukuka atıfta bulunarak kendi mülküne sahip olma, sözleşme yapma ve daima kendi gücünü artırmak için sınır tanımayan bir iktidara direnme hakkını da dahil ederek daha sınırlı bir politik yükümlülüğün meşru olabileceğine dair araştırmada bulunur.
Spooner’ın çalışması bugün büyük oranda unutulmuştur. Herhalükarda, sunulan bu makalenin yazarının onun çalışmalarının bugün dahi çok uygun içeriğe sahip olduğunu gösterme teşebbüsüdür ve onu okumaya devam etmenin halen bir değeri vardır.
Bu makalenin daha önceki hali Pacific Northwest Political Science Association, in Vancouver, British Columbia’nın 2003 yıllık toplantısında sunulmuştur. Yazar Tim Jeske, görüş bildiren üç isimsiz şahıs ve ilk taslakta yorumlarından dolayı Sherif Gemie’ye minnettardır.
STEVE J. SHONE, Department of Political Science University of Northern Iowa
Çev: Alişan Şahin
Son, İlk Sayfaya Dönmek İçin…
Not: Bu seri makalenin bütünü Anarchist Studies’in 15 Vol. 2 sayısında yayınlanmıştır.
Kaynakça
Lysander Spooner’in yazılarına aşina olmayan okuyucu The Lysander Spooner Reader adlı kitapla başlamalıdır. Bu onun yazılarının özenli bir koleksiyonudur. Son zamanlarda Spooner’in hayatı ve fikirlerine dair analiz içeren bir eser yayınlanmamıştır.
Alexander, A. John. 1950. ‘The Ideas of Lysander Spooner.’ The New England Quarterly 23:200-217.
Barker, Sir Ernest, ed. 1960. Social Contract: Essays by Locke, Hume, and Rousseau. London: Oxford University Press.
Barnett, Randy E. 2004. Restoring the Lost Constitution: The Presumption of Liberty. Princeton, NJ: Princeton University Press.
Call, Lewis. 1998. ‘Locke and Anarchism: The Issue of Consent.’ Anarchist Studies 6:3-19.
Conrad, Clay S. 1998. Jury Nullification: The Evolution of a Doctrine. Durham, NC: Carolina Academic Press.
Cordato, Roy, and Wayne Gable. 1984. ‘Lysander Spooner, Natural Rights, and Public Choice.’ American Behavioral Scientist 28:279-288.
Eltzbacher, Paul. 1958. Anarchism: Exponents of the Anarchist Philosophy. Ed. James J. Martin. Trans. Steven T. Byington. New York: Chip’s Bookshop.
Goldsmith, M. M. 1966. Hobbes’s Science of Politics. New York: Columbia University Press.
Hinnant, Charles H. 1977. Thomas Hobbes. Boston: Twayne.
Hobbes, Thomas. [1651] 1981. Leviathan. Ed. C. B. Macpherson. Harmondsworth, Middlesex: Penguin.
Hume, David. 1994. Political Essays. Ed. Knud Haakonssen. Cambridge, Cambridgeshire: Cambridge University Press.
Lemos, Ramon M. 1978. Hobbes and Locke: Power and Consent. Athens: The University of Georgia Press.
Locke, John. 1965. INVO Treatises of Government. Ed. Peter Laslett. New York: Mentor.
Macpherson C. B. 1962. The Political Theory of Possessive Individualism. London: Oxford University Press.
Martin, James J. 1970. Men Against the State: The Expositors of Individualist Anarchism in America, 1827-1908. Colorado Springs: Ralph Myles. McNeilly, F. S. 1968. The Anatomy ofLeviathan. New York: St. Martin’s.
Miller, David. 1984. Anarchism. London: J.M. Dent.
Morland, Dave, and Terry Hopton. 1999. ‘Locke and Anarchism: A Reply to Call.’ Anarchist Studies 7:51-67.
Ostrowski, James. 2001. ‘The Rise and Fall of Jury Nullification.’ Journal of Libertarian Studies 15:89-115.
Reichert, William O. 1976. Partisans ofFreedom: A Study in American Anarchism.
Bowling Green, OH: Bowling Green University Popular Press.
Rocker, Rudolf. 1989. Anarcho-SyndicaIism. London: Pluto.
Shively, Charles. 197 la. ‘Introduction’ to A Letter to Grover Cleveland, on His False Inaugural Address, the Usurpations and Crimes of Lawmakers and Judges, and the Consequent Poverty, Ignorance, and Servitude of the People. In The Collected Works ofLysander Spooner, by Lysander Spooner, ed. Charles Shively. Weston, MA: M & S Press.
Shively, Charles. 1971b. ‘Introduction’ to No Treason, No. Il. The Constitution. In The Collected Works of Lysander Spooner, by Lysander Spooner, ed. Charles Shively. Weston, MA: M & S Press.
Shively, Charles. 1971c. ‘Introduction’ to Revolution: The Only Remedy for the Oppressed Classes ofIreland, England, and Other Parts ofthe British Empire. No. l. In The Collected Works ofLysander Spooner, by Lysander Spooner, ed. Charles Shively. Weston, MA: M & S Press.
Shively, Charles. 1971 d. ‘Introduction’ to Thomas Drew vs. John M. Clark. In The Collected Works of Lysander Spooner, by Lysander Spooner, ed. Charles Shively. Weston, MA: M & S Press.
Shone, Steve J. 2004. ‘Lysander Spooner, Jury Nullification, and Magna Carta,’ Quinnipiac Law Review. 22:651-669.
Smith, George H. 1992. ‘Introduction.’ In The Lysander Spooner Reader, by Lysander Spooner. San Francisco: Fox & Wilkes.

https://itaatsiz.org/?p=5285
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2018.08.09 21:57 hanferforje Ferforje Sehpa

Ferforje Sehpa
Dökme demir, bir dizi demir alaşımından bahsedebilir, ancak en çok gri demir ile ilişkilidir.
Ferforje sehpa modellerimizde örneklerini görebilirsiniz.
Demir ismine sahip olmasına rağmen, saf elementel demir (periyodik tablodaki Fe) değil, aslında yüzde 2–4 karbon içeren bir alaşım, artı küçük miktarlarda silikon ve manganez.
Kükürt ve fosfor gibi diğer safsızlıklar da yaygındır.
Diğer ürünlerimiz gibi ferforje sehpa imalatlarında da yıllarca paslanmaması için Filli Boya uygulanmaktadır.
Dökme demir, eritme demir cevheri veya eriyen pik demir (bir ara ürün olan demir cevheri ekstraksiyonu) ve bunu hurda metaller ve diğer alaşımlarla karıştırmak suretiyle oluşturulmaktadır.
Sıvı karışım daha sonra kalıplara dökülür ve soğumaya ve katılaşmaya bırakılır.
Son sonuç güçlü ama kırılgandır.
Her ferforje ürünlerimizde olduğu gibi ferforje sehpa üretimlerinde de esas olan el işçiliği ve zanaattır.
Yüksek karbon içeriğine bağlı olarak, dökme demir, heterojen bir alaşım olarak katılaşır, yani mikroyapısında, farklı fazlarda çok sayıda bileşen veya malzeme içerir.
Bu karışık mikro yapı, dökme demirine kendine özgü fiziksel özellikleri veren şeydir.
İç karbon parçacıkları kırılmaya elverişli iç stres noktaları oluşturur.
Dökme demir, dövme demirden daha sert, daha kırılgan ve daha az dövülebilir.
Zayıf gerilme mukavemeti, bükülmeden veya çarpmadan önce kırılacağı anlamına geldiğinden, bükülemez, gerilebilir veya şekil verilebilir.
Bununla birlikte, iyi bir sıkıştırma mukavemetine sahiptir.
Dökme demir doğada çok kırılgandır, yani nispeten sert ve bükülemez.
Döküm, dövme demirden çok daha az emek-yoğundur ve 18. ve 19. yüzyıllarda önemli bir üretim biçimi olmuştur.
Çelik ve otomatik işleme teknolojilerinin ortaya çıkışı, bazı endüstrilerde döküm rolünü azaltmış, ancak diğer birçok ülkede maliyet etkin ve yaygın olarak kullanılan bir süreç olmaya devam etmektedir.
Çelik, inşaatta neredeyse tamamen dökme demir bulunmasına rağmen, döküm kalıbı, şekillendirilmesi daha kolay olan karmaşık şekillere sahip ürünler için popülerdir.
Dökme demir, kalıp malzemelerinden çelikten daha az reaktiftir ve daha düşük bir erime noktasına sahiptir, bu da onu daha akıcı hale getirir.
Ferforje sehpa imalatlarının yapım aşamasının son kısmında epoksi astar uygulanır, özel daldırma rapid astar uygulanır, macun zımpara (imalatların pürüzsüz hale getirilmesi) uygulaması yapılır.
Ferforje sehpa için talep edilen raal koduyla renk uygulaması yapılır. Akrilik vernik uygulaması ile ferforje sehpa imalat işlemleri bitirilir.
submitted by hanferforje to u/hanferforje [link] [comments]


Duayen Polyurea Çatı Su Yalıtımı - GÜRPOL Evde keratin uyarici sac bakimi nasil yapilir? 7. Sınıf Fen Bilimleri  Işığın Soğrulması - YouTube Zoom Video Konferans Türkçe Bilgisayar Kurulumu Online ... Fox Purmax Spraytec FS 560 %100 Saf Poliürea Havuz İzolasyon Uygulaması 70 TL’ye Keratin Saç Bakımı - Korkunç Gerçek - YouTube Formik Asit Uygulamaları Dekor Saf Yün Polisaj Keçesi Mevlüt BALABAN Sıvı Humik Asit Uygulaması

SAF-HOLLAND, mobil uygulaması ile her an yanınızda

  1. Duayen Polyurea Çatı Su Yalıtımı - GÜRPOL
  2. Evde keratin uyarici sac bakimi nasil yapilir?
  3. 7. Sınıf Fen Bilimleri Işığın Soğrulması - YouTube
  4. Zoom Video Konferans Türkçe Bilgisayar Kurulumu Online ...
  5. Fox Purmax Spraytec FS 560 %100 Saf Poliürea Havuz İzolasyon Uygulaması
  6. 70 TL’ye Keratin Saç Bakımı - Korkunç Gerçek - YouTube
  7. Formik Asit Uygulamaları
  8. Dekor Saf Yün Polisaj Keçesi
  9. Mevlüt BALABAN Sıvı Humik Asit Uygulaması

Duayen ms 954 saf poliüre ile cami çatısının su yalıtımı uygulaması firmamız tarafından yapılmıştır. Saf poliürea uygulaması hakkında bilgi almak için bizlere 0541 712 02 04 ve ... Sana en yakın Tonguç Kitapçısı için 👉https://www.tongucmagaza.com/satisnoktalarimiz/satisnoktalari 7. Sınıf 'Mart' ayı programı için👉http://bit.ly ... BENİ TAKİP EDİN: Instagram : https://www.instagram.com/ Snapchat : burcuzorer Takipte Kalın: https://www.youtube.com/channel/UCGA6Dk3HchcFlbKiFh1jK5A Marka i... Zoom Video Konferans Türkçe Bilgisayar Kurulumu Online Uzaktan Eğitim için nasıl üye olunur Zoom nasıl kullanılır Online video konferans nasıl yapılır chat v... ♥️Yas maya ♥️İlik su ♥️Tarak ve sac boya fircasi ♥️Strec film 20dk bekletip ilik suyla yikayin ve rutin yikamanizi yapin. Kisa surede farki goreceksiniz. İnstagram: baharvenus. Dekor Saf Yün Polisaj Keçesi. Dekor Saf Yün Polisaj Keçesi. Skip navigation Sign in. ... Menzerna Polisaj Uygulaması - Mercedes-Benz E250 CDI - Duration: 5:51. Kastyle Autoart 18,825 views. Fox Purmax Spraytec FS 560 %100 Saf Poliürea Havuz İzolasyon Uygulaması Fox Bau. Loading... Unsubscribe from Fox Bau? Cancel Unsubscribe. Working... Subscribe Subscribed Unsubscribe 122 ... Saf Tohum Doğal üretim ve hobi bahçesi 7,819 views. 4:11. ... katı ve sıvı solucan gübresi biber uygulaması - Duration: 1:34. FEKA SOLUCAN DÜNYASI 12,547 views. 1:34. www.frankfurtlu-arici.blogspot.com Bal hasadı sonrası Formik Asit değişik şekillerde uygulanabilir. Mutfak bezi ile eğer alttan yapılıyorsa %85lik ve kat baş...